21May Gurbet Hassasiyeti
->
ÖZEL YAZI
Gurbet hassasiyeti
Türkçede kimi kelimeler vardır baska dillere ceviremezsiniz.
Yitiriverirler tılsımlarını agırlıklarını.Fırından vaktinden evvel yanlıslıkla cıkarılan sufle kaseleri gıbı sönüverirlerö çöküverirler puf diye.Türkçede öyle kelimeler vardır ki katiyen ceviriye gelmezler.”Gurbet ” onlardan biri.
Bilinen hikayedir.Fransaya ilk atanan Osmanlı elcisini kral ve kralice ilgiyle karsilar.Ardından uzun bir sehir tanıtım turuna cıkartılır kendisi.Saraylar,malikaneler,bahceler,sergi salonlari,müzayede salonları…tek tek gezdirilir.Günün sonunda elçiye gördüklerinden etkilenip etkilenmedigi sorulur.Kısa bir “evet” ile gecistirir.’’Peki ama,gördükleriniz icinde sizi en cok etkileyen sey ne oldu.”Diye sorarlar bu sefer.O zaman durur ve “Kendimi burada görmek”diye cevap verir elci.
Kendini orada gormek ve gözlemlemek - gurbette olmanin degismez yan etkisidir.
Gurbette insan bir 3 göz edinirçKendini izler daima.Yeni ortamlarda yeni insanlarla konusurken, bir yanın dısarıda kalır oradan bakar yeni haline.
Gurbet nedir ? gurbet! !! silaya ozlem ,sevgiliye sevenlere hasret kalmak mi ,vuslat ozelemiyle yanmak ,sevdiklerinden aci kalmanin acizligini yasamak mi ,yalnizligi hissetmek mi ,rizik icin ayrilan yollar mi , sevdiginin pesinden gitmek mi ,hak icin hicret mi nedir ki !!!! GURBET …
İste gurbet tarifi zor yasamasi ondanda zor bir ayriliktir .
Herkesin gurbeti niyeti olcusundedir. Kiminin kisa surer kiminin yillar boyu ,kimi kavusur sevdiklerine kimi hasret gider.
Gurbet hayatını, gurbette yaşayan kime sorarsanız sorun, size gurbette yaşamanın zor ve meşakkatli olduğunu söyleyecektir.Elbette gurbette hayat zor ve şartlar agırdır.Çünkü hayatın akışı içerisinde bircok kez zor durumda kaldığınız anlar olur.Işte böyle anlarda, uzanacak bir dost eli veya bir yardım eli bulmakta güçlük çekersiniz
Dilini bilmedikleri topraklarda ,dinini hakkiyla yasayamamanin ezikligini yasayan minaresiz camilerde kilinan namazlara boyun egen ,cocuklari icin herseye katlanan ;cocuklarini bu gurbet denizinde kaybetmemenin mucadelesini olusturan insanlarin dertlerinin kaynadigi yerdir gurbet ….
Gurbetde bayramlar ne kadar acimasizdir ,bayram bile denmez kendilerince yasatilmaya calisilan bayramlardir gurbette bayram is gunune denk gelirse oda mumkun olmaz.
Şimdiye dek çok şeyler söylendi gurbet üzerine. Ezansız ülkelerde yaşamaktır, gurbetin bir diğer adı. Sadece doğduktan sonra kulağına okunan ezanla yetinen nesiller yetişiyor bu gurbet ellerde. Ne Allah’a çağıran bir ses duyulur orada, ne Resulullah’ı (sas) hatırlatan bir nağme, ne de mânevî boşluklarla kıvrananan nesillere kurtuluş ufku gösteren hoş bir sadâ. Ezansız memleketlerde boğuşur nesiller binbir içtimaî problemle, zîrâ ezan gibi diriltici bir esintiden yoksundur onlar.
Evet, ezan bir nefhadır, bir çağrıdır Sonsuz’dan gelen ve Sonsuz’a götüren.. bir vatandır üzerinde yaşanılası; bir şifredir; hayata sırlı ufuklar açan ve bir uyarıcıdır zamanın kıymetini her dâim haber veren… Kulaklarımızı okşayan ne güzel, ne hoş nağmedir o. Bu duygulardır ki, gurbettekileri İstanbul’a çeker hep. Tarihin en canlı şâhitleri minarelerden yükselen ezan sesleri sarar ruhumuzu. Sabah ezanıyla birlikte yeni doğmuş gibi rahatlar, güne inşirah içinde anlatılmaz duygularla uyanırız. Sultan Ahmet, Süleymaniye, Fatih, Eyüp Sultan, Çamlıca camiilerinin minarelerinden kopup birbirine karışan lâhutî ezan seslerini ifadeye kelimeler yetmez.
Gurbette ne minarelerden yükselen ezanla açarsın orucunu, ne ezan coşkusuyla tutarsın bayram namazlarının yolunu, ne de acaba kim bu fâni dünyadan göçmüş diye bir selâ sesi duyarsın. Belki de bu yüzdendir, gurbette bayramların ve Ramazanların sönük geçmesi, insana bir şeylerin eksikmiş gibi gelmesi…
Bir arkadaşımız soyle demiş: En kötüsü de ezansız hayata alışmak, artık onu hissedememek, duyarsızlaşmak… Namazlarda bile, hemen kametleyip namaza durmak ne acı! Doyasıya ezanı duyamamak, onu evlerimize misafir edememek ne talihsizlik! Sadece çocuklarımız doğunca değil, evlerimizin duvarlarında her zaman inlemeliydi ezanlarımız, yuvamızın her köşesine sinmeliydi o ruh.
Büyük çiledir ezansız beldelerde yaşamak. Ezanın söylediklerini biz yüreğimizle, ihlâsla, samimiyetle, gerçek Mesihî bir ruhla, davranışlarımıza yansıtarak temsil edebildiğimiz gün, minarelerden arşa yükselen sesler, kalbden kalbe giden yollarda ayrı bir mânâ buuduna ulaşacak, mânevî boşluklar doldurulacak.
Gurbetin garip çocukları bizler, İlâhî Mesajları gerektiği şekilde gönüllerimizde duyar ve ruhumuzda temsil keyfiyetini tutturabilirsek eğer, minareler gibi dimdik, dosdoğru insanlar olarak vazifemizi bihakkın yerine getirmiş oluruz. Varsın o zaman kulaklarımız minarelerin o hoş nağmesini duymasın!
Gurbettekiler sevdiklerine kavuşma anını ise dört gözle beklerler. Lakin bu bekleyiş, o kadar zordur ki… Bu sebeple gurbette vuslata özlem duyanlar; çoğu zaman gönüllerinde taşıdıkları iman ile teselli bulmaya calışırlar.
Gurbette yaşayan insanlar, kendilerini kimi zaman cok yalnız, kimi zaman ise çok çaresiz hissederler. Bütün kapıların yüzlerine kapandığı o anlarda sığınacakları tek yer vardır: Yüce Yaratıcı’nın herkese açık olan kapısı…Çünkü o kapıdan hiçbir zaman hiçbir insan geri çevrilmez.. Böylece çaresizlik içinde kıvrandıkları o zamanlarda, Allah’a daha çok yakınlaşırlar ve ibadetlerine daha çok önem vermeye başlarlar.Çünkü sıkıntılı oldugu zamanlarda çalacakları tek kapı ve sığınacakları tek yer sadece Rab’lerinin rahmet ve mağfiret kapısıdır.
İnsanın anne rahmine düşmesiyle başlayan dünya yolculuğu, ölümle bitene kadar gurbetler içerisinde geçer. Gurbet içinde doğrular da vardır, yanlışlar da. Biz bunlar içerisinde doğruları seçersek yaşarız. Yanlışları seçersek de yaşarız, ama ölüden farksızdır yaşamımız. Öyleyse, birşeyi doğru yapmaktansa doğru olanı yapmak yaşam boyu en önemli görevimizdir.
Hz. Âdem ve Hz. Havva, Allah’ın yasakladığı meyveye el uzatmanın cezası olarak, kendileri için yurt olarak bahşedilmiş cennetten Allah’ın iradesiyle sürgüne, dünyaya gönderilmiştir. İnsanlığın ilk gurbet hadisesi dünya tarihine böylece yazılmıştır.
Cennetten ayrılmanın yanında birbirlerinden de ayrılmanın acısı, en hafif deyimle gurbeti çekilmez bir ızdıraba dönüştürmüştür.
Yaptıkları hatanın farkına varan atalarımızın Allah’a yakarmaları gurbetlerden birini bitirirken, diğer gurbetin bitişi Allah tarafından insanlık için imtihan sırrıyla gizlenmiştir; ve bu imtihanın sonucuna göre, bizler ya kazanarak ya da kaybederek ebediyete yöneleceğiz.
Allah’ın affetmesiyle Hz. Âdem ve Hz. Havva dünya denilen meydanda birbirleriyle Arafat’ta buluşmuşlar ve dünyada taş üstüne taş konularak yapılan ilk bina olan Kâbe’yi inşa etmişlerdir.
Bu insanlık adına, dünya gurbetinin bitişi adına, sembolik de olsa çok derin anlamlar ifade eder. Belki de her yıl hacda tüm mü’minler bu sembolik hatıranın anısıyla yeniden imanlarını tazelemekte ve dünya hayatındaki gurbetin acısını bu buluşmanın manevi hazzıyla hafifletmektedirler.
Atamızdan bize ilk miraslardandır gurbet ve bizler için cennet hayatının imtihansız bahşedildiği o günden, imtihan için dünyaya gelişimizin unutulmaması gerektiğini hatırlatmalıdır. Bizler dünya hayatımıza başladığımız andan itibaren bu aziz hatırayı unutmadan yaşamalı ve yaşantımızı ona göre planlamalıyız.
Sanki dünyadan hiç göçmeyecekmiş ve ebede kadar burada kalacakmış gibi yaşadığımız bu zaman dilimleri yaratılışımızdaki saffeti öldürmekte, temiz olan fıtratımızı kirletmektedir. Ölümle bitecek dünya gurbetinin sonucunda yaptıklarımızdan hesaba çekilecek olmamız hiç hatıra gelmemektedir.
Ölmemizle dünyada kalacak olan, ahiret yurduna götüremeyeceğimiz metalarla günümüzü boşa geçirmekteyiz ve bununda farkında bile değiliz.
İnsanların unutkanlığını bize defalarca bildiren Allah’ın, dünyada unutulmaması gerekenleri her daim hatırlamak için namazı teklif etmesi bizler için büyük bir nimettir. Dünyanın kirine pasına bulaşan insanlık, 24 saatin içerisinde tanzim edilen namazla dünya gurbetinin aziz hatırasını her daim canlı tutmalı ve verdiği sözün anlamını hiç unutmamalıdır.
Gurbete yolu düşen insanın geldiği yere geri döneceğini, geri döndüğünde de hesap vereceğini bilmesi ve bunu her daim hatırda tutması gerekir. Yoksa son pişmanlık hiçbir zaman fayda vermez.
Herhalde şu ilâhî ikaz her zaman kulağımıza küpe olmalı.
“Görecek olsan o vakit ki, günahkârlar Rablerinin huzurunda başlarını eğmiş oldukları halde, ‘Rabbimiz! Gördük ve işittik, artık bizi geri çevir. Biz sâlih amel işleyelim. Şüphe yok ki, biz kat’i sûrette inanmışlarız’ derler.” (32/12)
Hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekelim ki, gurbete düşen yolumuz geriye dönüşte hüsrana çıkmasın.
“Cenab-ı Hakkı bulan neyi kaybeder? Ve O’nu kaybeden neyi kazanır?” sözünü, yani “O’nu bulan herşeyi bulur. O’nu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına belâ bulur” mesajı ne kadar büyük bir hakikattir. bunu da unutmayalım.
Öyleyse, biz de bu dünya gurbetinde başımıza ne gelirse gelsin yılmadan, ye’se düşmeden en büyük teselliyi Cenâb-ı Hakkın bize olan yakınlığında bulmalı, her halimize şükretmeliyiz. Evet, “O’nu tanıyan zindanda dahi olsa bahtiyardır. O’nu tanımayan sarayda da olsa bedbahttır.”
Gurbeti ahireti adına kazanca çevirip, ahiret yurduna döndüğünde Rabbini hoşnut edenlere selam olsun.
21.04.2008
Hatice Kocak
Bukres/Romanya
Tags: gurbet

Mayıs 22nd, 2008 at 23:58
Allah razı olsun